Ana içeriğe atla

"Eski arkadaşım"



,

Sol kolunu camdan dışarı çıkarmıştı.Mayıs ayıydı ve bahar bu sene gelmeyi unutmuştu.Sol elindeki kol saatinin altındaki terlemiş olan yeri rüzgar serinletiyordu ve bu hoşuna gidiyordu.Sanki üşüyor gibiydi ama üşümüyordu.Kol saatinin altındaki yer tüm vücudunun algılarını değiştiriyordu.Radyoda çalan şarkı ise ona hayattaki tüm dertlerden tüm olan şeylerden her şey den uzaklaştırmaya çalışıyordu.  Aklını bir an hissizlik duygusu kapladı. Daha çok gamsızlık.Bu bir istekti. , bir an hayata karşı gamsız olmayı seçti .Sorunlu olduğu her şeyden o şarkı sona erene kadar vazgeçti ve düşünmedi an çok mutluydu ,araba sürüyor  güzel bir hava güzel bir rüzgar ona eşlik ediyor ,eliyle rüzgara sataşıyordu.

İşte böyle bir heves güzel başlangıçlar yaptığım hikayelerim var benim.Sonunu getiremediğim yarım kalan bir harf mezarlığı.Her bir harf, olduğu kelime ve cümle evet değerliler ama bitmediği için , hepsi bir  ağacın sonbahara yenilmesi gibi boynu bükük. Odaklanamamak mı dersin yoksa tembellik mi , her ne dersen de, Bitiremiyorum. 

Neyse bir gün  bitirdiğim zaman paylaşırım.Çünkü paylaşmak çoğalmaktır.Anlaşılabilmektir.


Son günlerde eski şarkılarını toplayıp yeni albüm hazırlığı yapan Lili İvanova abla ile bahsi kapatalım."eski arkadaşım" şarkının ismi.Bulgarca bilmesem de , sözlerini hiç bir yerde bulamasam da , şarkı kalbime kadar dokunuyor , ard arda 5-6 kere dinlemişliğim vardır.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Suç.

Andre Kertesz,Chez Mondrian , 1965. SUÇ Ellerimi kurularken baktığımda, saat 09.00 olmuştu bile. Bu sabah kışın bütün ihtişamına rağmen, güneş, sokaktan sadece su içmek için eve gelmiş çocuk gibi kendini gösteriyordu. Sessizlik, güneşten sonra, masada senin oturduğun sandalyeye yerleşti. İki dilim ekmek, biraz peynir, bir fincan çay. Hep şikâyet ettiğin gibi sade ve sessiz ettim kahvaltımı. Eskiden, kahvaltımı bir an önce bitirip, gazetemi elime alıp, sanki seni görmezden geliyormuşum gibi, pencere kenarındaki koltuğa otururdum. Bazı alışkanlıklarım, bugün olduğu gibi, her pazar kalbimi bükmekteler. Seni hatırlatan her şey ortada. Sanki sana hala bir şeyler borçluymuşum gibi. Acımın taze oluşundanmıdır , gördüğüm her eşyada ciğerim sızlamakta.Kapının yanında duran vazoyla ilgili onlarca kavga etmişizdir , “ bu bir gün buradan düşecek ” diye. Fakat onbeş yıllık evliliğimizde, senin periyodik toz alma etkinliklerinden başka yerinden oynamamıştır. En sevdiğin ...

Yalancı bahar

Bahar'dan kalma ... Gevşeme. Bu güneş bu ılımansı hava seni aldatmasın. Bak arka bahçedeki ağaca, beyaz beyaz çiçekler sarmış. Aklı sıra mutlu veya ağaç olmanın gerektirdiği gibi yaşıyor. Bilemem. O beyaz çiçeklere ne demeli ya? Güneş şımartıyor ,  onlarda gerim gerim salınıyorlar. Ama biri onlara söylemeli, sarsmalı , inanmayın demeli. Güzel günlere daha çok var. Zaman devir daim ettikçe biz kandırılmaya bağışıklık kazanıyor muyuz sanki?İnanmak mutluluktur diyebiliriz.Arkanı yaslamak şöyle ağzından çıkan kelimelerin gittiği gönle doğru.Bünye de bir yaz havası  , radyoda ;

Geçmiş zaman olur ki ...

Geçmiş zaman olur ki ... Seranın içinde , güneşin hamamında  , bir çiçek daha ekiyorsun dakikalara . Aklın orada temiz , sıcak ama temiz . Koş koş bir acil iş için daha , klavyenin tuşlarına bas bas bas ,  dök dök dök , iş hazırlansın ve potaya girsin sayılar. Bir sigara yakayım  , bir sigara içeyim bir nefes , her sigara dumanında ciğerlerimde oksijen alıyormuş gibi , bir elim ateşte dudağımın ıslaklığı sigara da.Tütünün yanışında , önümdeki yeşillikte o an uzaklaşır , uzaklaşır da soluğu senin yanında alırım.Terinin bir damlası daha düşer toprağa,.Ellerim telefonun  tuşlarında gezinmeye başlar. Şimdi bir rüzgar  boğazından geçecek belki de , o an beni hatırlayacaksın , toprağa düşen ter tanende eriyeceğim.